Elektrikli taşıtlar, rüzgar enerjisi ve savunma sanayii için hayati önem taşıyan minerallere küresel talep artarken, ABD'nin bu yarışta Afrika ülkelerinin doğal servetlerini nasıl ele geçirdiği sorusu akıllara geliyor.
Redaksiyonun bildirdiğine göre, Kanada menşeli “Asia Times” yayınında bu konuya dair yayımlanan geniş analizde, ABD'nin Afrika ülkelerindeki çatışmaları nasıl fırsata çevirdiği, özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki gerilimden nasıl faydalandığı detaylı bir şekilde açıklanıyor.
Washington'ın diplomatik manevrası ve mineral kontrolü
Analizde belirtiliyor ki, ABD'nin arabuluculuğuyla 2025 yılının Haziran ayında Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ile Ruanda arasında imzalanan barış anlaşması aslında Kongo'nun zengin yeraltı servetlerinin ABD'nin kontrolüne geçmesiyle sonuçlandı. Bu anlaşma karşılığında ABD, Kongo'ya güvenlik garantisi verdi ve her iki ülke “uçtan uca şeffaf maden zincirleri” mekanizması çerçevesinde ABD hükümeti ve Amerikalı yatırımcılarla sıkı işbirliğine zorlandı.
Anlaşma ayrıca Afrika Birliği, Katar ve ABD temsilcilerinin dahil olduğu ortak bir denetim komitesinin oluşturulmasını öngörüyor.
Minerallerin ardındaki çatışma
Analiz, Kongo'nun zengin kobalt, bakır, lityum, manganez ve tantal yataklarına sahip olduğunu hatırlatıyor. Bu mineraller yapay zeka teknolojileri, elektrikli otomobiller, rüzgar enerjisi ve askeri teknikler için temel hammaddelerdir. Ruanda ise, daha az kaynağa sahip olsa da, özellikle tantal üretimi konusunda dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yaklaşık 30 yıldır devam eden çatışmaların merkezinde bu mineral servetler yer alıyor. Halihazırda sadece ülkenin doğusunda yaklaşık 130 silahlı grup, hükümet güçleri de dahil olmak üzere, tungsten, tantal ve altın rezervleri üzerinde kontrol sağlamak için savaşıyor.
Kongo'nun acı gerçeği ve kleptokrasi
109 milyon nüfusu ve 2,3 milyon kilometrekarelik yüzölçümü olan Kongo devleti, lojistik, mali yetersizlikler ve yolsuzluk nedeniyle güvenliği sağlamakta aciz kalıyor. Analizde belirtiliyor ki, ülkede yaygın olan kleptokrasi – yani devlet kaynaklarının sistematik olarak zimmete geçirilmesi – bu servetlerin halkın yararına kullanılmasına izin vermiyor.
Afrika'da tehlikeli anlaşmalar dalgası
Asia Times ayrıca diğer Afrika ülkelerinde de bu tür anlaşmaların sıkça yaşandığını vurguluyor. Örneğin, Angola 2004 yılında Çin Eximbank'tan aldığı petrolle teminat altına alınmış 2 milyar dolarlık kredi karşılığında devlet gelirlerinin Çin'in kontrolündeki hesaplara aktarılmasına razı olmuştu. Bu ise ülkenin ekonomik bağımsızlığını önemli ölçüde zayıflattı.
Böylece, Afrika ülkelerine kısa vadeli istikrar vaat eden bu tür anlaşmalar aslında onların egemenliğini ve karar alma hakkını kısıtlıyor. ABD'nin Kongo ile imzaladığı son anlaşma da bu eğilimin devamıdır ve bölgede kaynaklar karşılığında etki alanını genişletmeye hizmet ediyor.
Sevinc Kerimova
