ABD Başkanı Donald Trump Cuma günü Ermenistan ve Azerbaycan liderlerini Beyaz Saray'da ağırlamaya hazırlanıyor. Bu, on yıllardır süren çatışmaya son vermek için atılan cesur bir diplomatik adımdır.
Beyaz Saray'daki bu zirve, aylarca süren gizli ve yoğun görüşmelerin doruk noktasıdır. Bu süreç, Güney Kafkasya'nın jeopolitik manzarasını değiştirmeyi ve ABD'yi uzun süredir Rusya ve İran'ın etkisi altında olan bu bölgede ana güç olarak sağlamlaştırmayı amaçlıyor.
Beyaz Saray zirvesi arifesinde, Kyiv Post'un Washington muhabiri, ABD yetkilileriyle konuşarak barış projesinin ana detaylarını öğrendi.
TRIPP – “Trump Barış ve Refah Rotası”
Anlaşmanın temel unsuru, “Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası” (Trump Route for International Peace and Prosperity, TRIPP) olarak adlandırılan yeni bir ticaret ve altyapı projesidir. Bu yenilikçi çerçeve, iki ülke arasındaki en tartışmalı konu olan ulaşım bağlantısının çözümüne odaklanmıştır.
TRIPP projesi, Azerbaycan'ın Nahçıvan ile bağlantısını sağlayacak şekilde Ermenistan'ın güney kısmından geçen bir transit rotası oluşturacak.
ABD yetkilileri Kyiv Post'a, bu rotanın Ermenistan'ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve yargı yetkisi çerçevesinde korunacağını bildirdi.
TRIPP askeri veya savunma girişimi değildir. Yetkililer, ABD'nin bu rotaya “sert güvenlik garantisi” vermediğini ve hiçbir askeri güç konuşlandırmadığını vurguladılar. Bunun yerine, ABD, bu rotanın “tüm taraflar için güvenli bir şekilde işlemesini” sağlamak amacıyla üst düzey ticari operatörlerle anlaşmalar imzalayacak.
Bu tür siyasi açıdan zor bir meseleyi ticari düzleme taşımak, Trump yönetiminin karakteristik yaklaşımı olarak kabul ediliyor.
Gizli görüşmeler
Bu zirve, önceki, büyük ölçüde çıkmaza girmiş arabuluculuk çabalarından ciddi şekilde farklılaşıyor. ABD'nin üst düzey yetkililerine göre, bu aşamaya gelinmesi, Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff'un Şubat sonunda Bakü'ye yaptığı ziyaretle başladı. Bu ziyarette, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile “önemli bir bağ” kuruldu.
Bu adım, bölgeye sonraki beş ek ziyaretin yolunu açtı. Hem Ermenistan hem de Azerbaycan liderliği temsilcilere, bu anın tarihi bir fırsat olduğunu ve “bu liderin bu işi yapabileceğini” ifade ettiler.
Yetkililer, mevcut jeopolitik durumun – özellikle Rusya ve İran'ın küresel meselelere odaklanmasının – her iki ülkeye de barışa doğru “cesur bir adım atmak” için eşsiz bir fırsat yarattığını bildirdiler.
Ortak bildiri
ABD yetkililerinin bildirdiğine göre, 8 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Beyaz Saray'da Başkan Trump'ın katılımıyla birkaç temel belge imzalayacaklar:
Ortak bildiri – Barışa ve ilişkilerin tam normalleşmesine götüren “somut bir yol haritasını” onaylayacak. Yetkililer bunu “mümkün olduğunca geri dönülmez” bir süreç olarak değerlendiriyorlar.
Barış anlaşmasının paraflanması – Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanları, aylardır müzakereleri yürütülen ikili barış anlaşmasının metnini paraflayacaklar.
Minsk Grubu'ndan çıkış mektubu – Her iki ülke de AGİT Minsk Grubu'ndan resmi olarak çekilecekler. Bu platform artık “etkisiz” ve “sorunları çözmek yerine daha da derinleştiren” bir araç olarak değerlendiriliyor.
Yeni ikili Mutabakat Muhtıraları (MOU) – ABD, Ermenistan ve Azerbaycan ile ayrı ayrı MOU'lar imzalayacak. Bu belgeler, ilişkileri “yeniden başlatmak” ve daha önce mümkün görünmeyen fırsatların yolunu açmak amacını taşıyor.
TRIPP üzerine çalışma grupları zirveden sonraki hafta müzakerelere başlayacak. Başkan Trump, bu çalışmaların tamamlanması için somut bir süre belirledi.
Bu anlaşmalar uzun vadelidir ve 50 yıldan fazla bir dönemi kapsayacak. Sürenin kesin olarak belirlenmesiyle ilgili görüşmeler devam ediyor.
Yetkililer, ABD'nin kendini her iki taraf için güvenilir bir ortak olarak konumlandırdığını belirtiyorlar.
Hala açık kalan meseleler
Zirve önemli bir ilerleme olsa da, iki temel mesele hala çözülmedi.
Buna, Ermenistan'ın Azerbaycan'da tutulan sözde Dağlık Karabağ cumhuriyeti liderlerinin serbest bırakılması talebi ve Azerbaycan'ın Ermenistan anayasasında değişiklik yapılmasını istemesi talepleri dahildir.
ABD yetkilileri bu meselelerin “önemli detaylar” olduğunu kabul ediyorlar. Ancak yönetim, tarafları önce “barış yoluna bağlamayı” ve sonra bu zor meselelere daha elverişli bir ortamda geri dönmeyi planlıyor.
Zirvenin zamanlamasının Rusya-Ukrayna ile ilgili önemli bir tarihe denk gelmesiyle ilgili soruyu yanıtlayan ABD yetkilileri, “bu tarih tesadüfen seçilmedi, bu, kesindir” dediler.
Yetkililer, buradaki temel amacın başka bir takvimle uyum sağlamak değil, eşsiz diplomatik fırsatı değerlendirmek olduğunu kaydettiler.
“Trump'tan öğrendik ki, barış fırsatı doğduğunda onu değerlendirmek gerekir. Bu, manşetler için değil. Bu, birini zorlamak değil. Bu, 35 yıldan fazla süren çatışmayı herhangi bir yolla bitirmek içindir,” dedi bir yetkili.
Yetkililer, bu anlaşmanın daha geniş bölgesel etkileri hakkında da konuşarak olası “İbrahim Anlaşması 2.0” hakkında ipucu verdiler. Bu, 2020'de Orta Doğu'da ilişkilerin normalleşmesine yönelik anlaşmalara bir göndermedir.
Onlar, bu yeni barış girişiminin daha geniş bir “barış çemberi” için model olabileceğini belirttiler. Buraya İsrail ile sıkı ilişkileri olan ve bölgesel istikrara bağlı ülkeler dahil olabilir.
“Tarihi Cuma”
Bu zirve, yönetimin ilk altı ayında elde etmek istediği dış politika başarısı olarak “tarihi Cuma” olarak adlandırılıyor.
Bir yetkili, Azerbaycanlıların özellikle bu fırsattan maksimum düzeyde yararlanmak için zamanla yarıştığını kaydetti.
Beyaz Saray, ABD'yi bu yeni bölgesel düzenin merkezine koyarak, Güney Kafkasya'da uzun vadeli barış ve refah için kalıcı bir miras yaratabileceğini umuyor.
Eleştiriler ve insan hakları endişeleri
Diplomatik başarı kaydedilse de, insan hakları savunucuları ve uluslararası gözlemciler, ABD'nin Azerbaycan'a yakınlaşmasından endişelerini dile getiriyorlar.
Washington ile Bakü arasındaki ilişkiler, son yıllarda insan hakları alanındaki gerilemeler – bağımsız medyanın susturulması, siyasi saikli tutuklamalar ve yargı bağımsızlığının olmaması – nedeniyle gerginleşmişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı ve diğer uluslararası kuruluşlar defalarca bu meseleleri gündeme getirdi.
Eleştirmenler, bu yeni diplomatik yakınlaşmanın bölgesel istikrar için umut verici olsa da, ABD'nin demokrasi ve insan hakları teşvikine dair önceki çabalarını zayıflatabileceği konusunda uyarıyorlar.
Anews
