Azerbaycan tarihinin en trajik, aynı zamanda en ibretlik sayfalarından biri 1918 yılının Mart-Nisan aylarında yaşanan soykırım olaylarıdır. Bu olaylar sadece bir dönemin siyasi çatışması değil, bütün bir halkın fiziksel yok edilmesine yönelik planlı ve sistemli bir şiddet eylemi olarak tarihe kazınmıştır.
1917 yılında Rusya'da yaşanan devrimden sonra imparatorluğun dağılması bölgede ciddi bir siyasi boşluk yarattı. Bu durumdan faydalanan Taşnak-Bolşevik silahlı grupları, Güney Kafkasya'da kendi çıkarlarını sağlamak için silahlı çatışmalara başladılar. Bakü şehrinde iktidar mücadelesi sürerken, 1918 yılının Mart ayında Azerbaycanlılara karşı geniş çaplı saldırılar düzenlendi.
Bu olaylar sırasında sadece Bakü değil, aynı zamanda Şamahı, Kuba, Lenkeran, Karabağ ve diğer bölgelerde binlerce masum Azerbaycanlı kadın, çocuk ve yaşlı acımasızca katledildi. Camiler, okullar, konutlar yakıldı, tarihi ve kültürel anıtlar tahrip edildi. Şamahı'da onlarca köy yerle bir edildi, Kuba'da ise toplu mezarlar oluştu ki bu da olayların boyutunu ve vahşetini açıkça kanıtlamaktadır.
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra bu olaylara hukuki-siyasi değer verilmesi yönünde önemli adımlar atıldı. 1918 yılının Temmuz ayında Olağanüstü Tahkikat Komisyonu kuruldu ve soykırım gerçeklerinin araştırılmasına başlandı. Ancak Cumhuriyet'in kısa ömürlü olması bu sürecin tam olarak sonuçlanmasına imkan vermedi.
Sovyet döneminde ise bu olayların üzeri sessizlikle geçildi, mahiyetleri çarpıtıldı veya tamamen gizlendi. Bu tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması ve halkın hafızasında restore edilmesi ancak bağımsızlık döneminde mümkün oldu.
İşte bu aşamada Ulu Önder Haydar Aliyev'in tarihi hizmetleri özellikle belirtilmelidir. Onun girişimiyle 26 Mart 1998 tarihinde imzalanan fermanla 31 Mart resmi olarak Azerbaycanlıların Soykırım Günü ilan edildi. Bu belge sadece bir tarihe siyasi-hukuki değer verilmesi değil, aynı zamanda uzun yıllar gizlenmiş gerçeklerin devlet düzeyinde tanınması ve uluslararası kamuoyuna duyurulması yönünde önemli bir adımdı.
Ulu önder Haydar Aliyev bu olayları halkın milli hafızasının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriyor, tarihe objektif yaklaşımın önemini vurguluyordu. Onun liderliğinde soykırım gerçeklerinin araştırılması, arşiv materyallerinin ortaya çıkarılması ve bu gerçeklerin dünyaya duyurulması yönünde sistemli bir faaliyete başlandı. Bu siyaset sonucunda 31 Mart olayları sadece yerel değil, uluslararası düzeyde de dikkat merkezine getirildi.
Bugün bu siyaset İlham Aliyev tarafından başarıyla sürdürülmektedir. Soykırım gerçeklerinin dünya kamuoyuna duyurulması, tarihi adaletin yeniden tesis edilmesi yönünde yürütülen tedbirler devlet siyasetinin öncelikli istikametlerinden biridir. Kuba Soykırımı Anıt Kompleksi gibi anıtların oluşturulması, uluslararası konferansların düzenlenmesi ve bilimsel araştırmaların genişletilmesi bu siyasetin bariz bir örneğidir.
31 Mart soykırımı sadece geçmişin trajedisi değil, bugünümüz ve geleceğimiz için de ciddi bir derstir. Bu olaylar gösteriyor ki, tarih unutulduğunda tekrarlanabilir. Bu nedenle bu tür trajedilerin hafızalarda yaşatılması, genç nesle doğru ve objektif bir şekilde aktarılması milli kimliğin ve devletçilik bilincinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
Azer ALLAHVERENOV,
Milli Meclis Milletvekili
