Yargıtay Hukuk Dairesi, manevi tazminatın ödenmesiyle ilgili tek tip yargı uygulamasını belirleyen bir karar aldı.
Yeni kararla, manevi tazminat talebinin sürdürülmesine ilişkin meseleye açıklık getirildi.
Şöyle ki, davacı, hem maddi hem de manevi tazminat talebiyle mahkemeye başvurmuş, ilk derece mahkemesi davayı kısmen kabul ederek davalıdan manevi tazminat ve avukatlık ücretlerinin ödenmesine karar vermiştir. Ancak davacı, mahkeme kararı kabul edildikten sonra vefat etmiştir.
Bu durumda temel hukuki mesele, davacının vefat etmesinin manevi tazminat talebine etkisiyle ilgilidir.
Yargıtay'ın görüşüne göre, davacı karar kabul edilene kadar vefat ederse, dava üzerindeki icraata son verilebilir. Ancak karar kabul edildikten sonra davacının ölümü davanın icraatına engel teşkil etmez ve manevi tazminat talebi mirasçılar tarafından sürdürülebilir.
Manevi zarar, kişinin gayrimenkul dışı haklarının ihlali sonucunda ortaya çıkan bir zarardır ve başlangıç aşamasında kişisel bir hak olarak kabul edilir.
Ancak bu talep hukuki prosedür temelinde ileri sürüldükten sonra, yani davacının mahkemeye başvurması veya yazılı talep göndermesiyle artık hukuki açıdan malvarlığı niteliği taşır. Bu da manevi tazminat talebinin kişinin ölümünden sonra da mirasçılara geçmesini mümkün kılar.
Medeni Kanun'un 1151.1. maddesi de miras bırakanın sahip olduğu malvarlığı hakları ve yükümlülüklerinin vefatıyla mirasçılara geçtiğini belirtir. Bu nedenle, manevi tazminatın ödenmesiyle ilgili davalar da, eğer talep usulüne uygun olarak ileri sürülmüşse, mirasçılar tarafından takip edilebilir.
Sonuç olarak vurgulamak gerekir ki, manevi tazminat talebi mahkemeye sunulduktan sonra, bu talep artık kişiye bağlı kişisel hak statüsünden çıkarak, malvarlığı hakkına dönüşür ve davacının vefatından sonra da hukuki devamlılığı sağlanır.
